26 Şubat 2011 Cumartesi

Artık başlamak gerek

Hamileliğimden bu yana, hatta daha öncesinden beri hayalini kurduğum "bebeğimin günlüğünü tutmak ve büyüyünce, farzedelim 20.yaşgününde, ona hediye etmek" fantezisi için 3,5 sene bekledim. Artık başlamak vakti geldi.
Bugünden itibaren başlıyorum.
Çocukluğumda ve gençliğimde yazdığım günlükler tadında olsun işallah! diyerek başlıyorum.

Bugün çok geç kalkabildik. Jet lag etkisi altındayız hala. Geceleri sen normal saatinde yani 21.00 gibi yatıyorsun ama 03.00-04.00 arasında uyanıyorsun. Her zaman uyanırsın bu saatlerde ve şöyle seslenirsin: "Anneeee! Süüüüt!"
Yanına gelirim, "Saklanmak istiyor musun?" diye sorarım.
"Evet!" cevabını aldıktan sonra, arkana yastık koyarım, sen oturursun yatakta, gözlerin hala kapalıdır. Başına pembe battini örter ve seni saklarım.
"Getiriyorum annecim sütünü" derim. Sen "Ama tatlı olsun!" dersin. Bazen de arkamdan seslenirsin: "Çabuk gel!"
Sonra gider sütünü ısıtırım, içine bir tatlıkaşığı bal koyar, getiririm. Odana girerken "Getirdim annecim sütünü" derim. Sen de sorarsın "Tatlı mı? Soğusun, beni ara!"
Ben de seni ararım göya: "Suuu nerdesin? Getirdim sütünü, hu huuu, canikom çık ortaya, aaa nerde bu kız?" Sonra sen başından battiyi çekersin ve ben şaşırırım: "Ah burdaymış kızım! Al annecim sütünü" der bardağını uzatırım. İçtikten sonra mutlaka içindeki bal oranıyla ilgili bir yorum yaparsın. "Alamadım tadını ya da aldım tadını" diyerek.
Bu her gece oynadığımız bir oyundur. İçtikten sonra "Ohhh!" der, ağzını elinin tersiyle siler ve ben arkandaki yastığı aldıktan sonra yatıp hemen uyursun.
Ama İstanbul'dan döndüğümüzden beri süt içtikten sonra herzamanki gibi uykuya kolayca dalamıyorsun. Ninni, sohbet, derken bizim yanımıza geliş, sabaha kadar dönüp duruyorsun iki gecedir. Sounda sabaha karşı 06.00 civarında derin uykuya geçiyorsun.
Bugün ben 12.50'de çıktım yataktan, babanla sen 13.20 civarında. Kahvaltı!!ya 14.00'de oturduk. Pek birşey yemedin. Oysa dün gece yediklerin beni çok neşelendirmişti. Bir kepçe mercimek çorbası ve bir tabak kıymalı kabak yemeği, salata, biraz ekmek.
20 günlük Türkiye-Almanya seyahatinin özellikle son 10 günündeki iştahsızlığının artık sona erdiğini düşünüp sevinmiştim. Ama bu sabah 2 dilim sucuk, 1 ısırık haşlanmış yumurta yedin ve 1 fincan ballı ıhlamur içtin sadece.
Ama Türkiye'den döndüğümüzden beri neşen çok yerinde. Dans ettin bugün kahvaltıdan sonra. Türkiye'den aldığımız Disney Klasikleri CD'si eşliğinde. Gerçekten harika koreografiler yapıyorsun. Bazılarını videoya çekiyoruz elbette ama hepsini almak imkansız.
Sonra giyinip dışarıya çıktık. Babana bozulan cep telefonu yerine yenisini, printer'a da kartuş almak için Media Markt'a gittik. Cep telefonu işini komik Çin tarzı nedeniyle halledemeden döndük. Sen dönüş yolunda acıktın. Uzunca da yürüdüğümüz için yoruldun.
Eve döner dönmez haşlanmış mısır yediniz babişkoyla ben de sana kurabiye yaptım. Yolda acıktım deyip kurabiye istemiştin. Ben de sana yapacağıma söz verip ve akşam yemeğinden sonra yiyebileceğini söylemiştim.
Mısırını yedikten sonra gelip bana yardım ettin. Kalıplarla kurabiye kestin. Aradan çok geçmeden "Çok acıktım!" deyip sofrayı kurdurdun. Çatal kaşıkları çekmeceden sen çıkartıp sofraya dizdin. "Anne fazla çatal almışım" deyip bir çatalı geri getirdin, hatta. Öyle tatlısın ki!
Baban da outlook programıyla uğraşıyor bu aralar. Microsoft'un işleri. Lisanslı program aldı, çok kullanımlı ama içindeki outlook meğerse deneme sürümüymüş, internetten upgrade'ini satın aldı. Şimdi de download hızı o kadar düşük ki, 75 saat sürecekmiş. Nasıl bitecekse?
Çok acıktım demene rağmen yemeğini iştahlı yemedin. Anlaşıldı ki biran önce kurabiye yiyebilmek için bizi tufaya getirmiştin yine. Pazarlıklar yapılmaya çalışıldı ama geri adım atmadık, baban da ben de. En nihayetinde kurabiye aşkına dünkü menüyü, benim de yardımımla yedin. Arkasından da birkaç kurabiye götürdün.
Babişkona da verdin. Kalp şeklinde olanlarından. "Üstüne de su veriyim, ooohhhh!" diyerek kendi matarandan su paylaştın bir de onunla. Tatlılık muskası!
Yemekten sonra, geç uyandığımız için geç yatarsın ve bugün nasılsa cumartesi diye düşünerek Türkiye'den aldığımız Türkçe dublajlı Winnie The Pooh filmi koyduk seyredelim diye. Filmin acıklı bölümleri varmış meğerse. Sana çok dokunuyor böyle filmler. O kadar hassassın ki!
Filmde ailesini bulamadığı için Tigger ağlamaya başlayınca, sen de bastın yaygarayı. "Çok uykuuum geldiiii!" diye. Aldım seni kucuma, sarıldım ama sakinleştirmek ne mümkün? İyi geceler çişi yapıp, diş fırçalarken de ağlamaya devam ettin. Pijamalarını giyerken bile "durduramıyorum kendimi" diyerek hıçkıra hıçkıra ağladın. Sonra hemen yatağına yattın, pembe battini istedin. Ben de sana ninni söyledim. Yavaş yavaş hıçkırıklarının arası açıldı, derin nefesler aldın ve sonunda uyudun.
Ah benim canım kuzum! Çok hassassın, belki hata ediyoruz, senin için böyle konulu filmler erken daha, bilemiyorum ki. Bunu bir sormak gerek belki de.
Diş fırçalarken bir ara bana "Film beni çok heyecanlandırdı" dedin. Ben de sana bunun normal olduğunu, güldüğümüz, korktuğumuz, heyecanlandığımız gibi, film seyrederken üzülebileceğimizi, benim de hep başıma geldiğini anlatmaya çalıştım ama aldığım cevap ağzını aça aça ağlaman oldu.
=))
İşallah bu gece huzurlu uyursun.  Seni çok seviyorum.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder