13 Nisan 2011 Çarşamba

Boktan Ödül

Daha önce böyle boktan bir ödül almamıştım. Şöyle bir düşündüm de, yahu annecim ben hiç ödül almamışım galiba daha önce. Hatırlayamadım. Hatırlarsam ilerde birgün, yazarım sana, söz.
Canım kızım, son yazdıklarımdan bu yana geçen iki haftalık süre benim için oldukça zordu. Bazı bölümlerini sana anlatmak, yani bugün anlatabilmek zor ve hatta gereksiz. Sadece şunu söyleyebilirim ki, sana gerektiği gibi davranmayı beceremediğim, sinirli, sabırsız, kontrol edici ve zor bir anneydim bu süre içinde ne yazık ki. Sen de, hayatımda baktığım en dürüst, yorumsuz ve dolayısıyla en kaliteli ayna olarak, bana beni en net biçimde gösterdin. Bağırıyorsam bağırdın, kızdıysam kızdın, sabırsızsam sabırsızdın ve en çok da kabızdın.
6 ve 5 günlük kaka tutmalarınla (beni protesto edişinle) kendime gelmemi kısa, hızlı ve korkutucu bir düşüşle sağladın. Burnumu yere çarpışım canımı yaktı. Bu bir mecaz. Yani aslında burnumu çarpmadım yere. Aklım başıma geldi diyelim.
Dört yıldır, okuyan, öğrenen, hatalarını düzeltmeye, değişmeye çalışan, "bana ne çok şey öğretiyorsun, kızım!" diyerek, az da olsa kendini oyalayan annen, meğer aynaya baktığını zannederken, görmek istediği, oraya gizlice yerleştirdiği resme bakıp duruyormuş.
Evet tontonum, son 15 gündür sıkı bir mengeneden geçtik birlikte.
Üç gecedir baban evde değil. Ben de sen uyuduktan sonra yine elimden geldiğince okudum, düşündüm, sorguladım, ağladım, üzüldüm, okudum, düşündüm, sorguladım, ağladım, vs vs....
Ve bu sabah dersimi öğrenmiş halde uyandım. Sanıyorum bundan birkaç yıl sonra, belki de birkaç ay, bu yazdıklarımı düşünüp, bir adım daha öteye geçtiğimi zannedeceğim. Ne yolmuş bu yavrum?!
Farkına vardım ki, sana seçenekler vs sunduğumu zannedip dururken pekçok şeye de sınır, yorum ve kontrol katıyormuşum. Belki bugüne kadar bu şekilde olması gerekiyordu. Ama şimdi görüyorum ki bu biçime rektefiye çekmek lazım. Bir ay sonra 4 yaşın bitiyor. Demek ki öğretmeninin de aktardığı patroniçe edaların, istediklerin olmadığında kontrol edemediğin kızgınlığın, uyarılmaya karşı aşırı hassasiyetin ve neredeyse bir haftayı bulan kaka tutmalarının verdiği işaretleri okuma ve yazma zamanı geldi.
Bugün sabahtan itibaren, kendimi yakalamaya, yorum yapmamaya, oyunu yönetmemeye, daha çok övgüye, oyuncakların kirlenecek diye dudaklarımı ısırmamaya, üstüne dökeceksin diye elime peçete almamaya çalıştım.
Sanırım başarılı da oldum. Meraklı Minik dergisindeki tarife bakarak birlikte Lego ambalajından yaptığımız arabayı dışarıya götürmek istediğinde içimden gelen hayır'ı engellemek bile önemli bir adımdı benim için.
Yahu niye yaptık ki o zaman bu çocuk tadını çıkartmayacaksa, oynamayacaksa. Kirlensin, bozulsun ne olacak?
Aylar önce dışarda Piglet oyuncağını pusette gören birisi "ne kadar temiz bir oyuncak!" dediğinde pek uyanmamış ama oraya bir kanca atmıştım. Bugün attığım yerden çıkarttım kancayı. Yaptığımız oyuncak arabaya Piglet yattı, Mickey de kucağındaydı. Böylece Şangay sokaklarının tozu dumanından geçti ve artık Piglet kirli pembe. Bundan 20 yıl sonra Piglet'in rengini hatırlamayacağız ama bugün bana bakarken gözlerinin içinde gördüğüm ışıltıyı ölene kadar unutmayacağıma eminim. Durup durup elimi öpüşünü, "anne çok güzel bir gün" deyişini ve ikinci seans okula vardığımızda, bahçede oynarken "anne kakam var" deyişini. Benim yorumsuz ve rahat, kontrolü tamamen sana bırakmayı becerişim sonucunda, yapmadan kalmak istemeyişini ve kakanın klozetteki görüntüsünü asla unutmayacağım. Fotoğrafını çekmemek için zor tuttum kendimi ne yalan söyleyeyim.
"Ulan Füsun!" dedim, "saçmalama, önce kıza çişin kakanın yemenin içmenin uyumanın vücudun doğal döngüsü içinde hergün yaptığımız şeyler olduğunu anlat, sonra da kakanın hatıra fotoğrafını çek. Yuh sana!" dedim kendime.
İşte annecim hayatım boyunca aldığım ilk ve en güzel boktan ödülü sen verdin bugün bana. Motisvasyonum en üst düzeyde artık. Mehter adımlarım olacaktır, ama artık gazı aldım, senin mesajlarını okumanın mantığını anladım. herşeyden önemlisi bugün sonsuz defalar kendime şunu fısıldadım, ne olursa, ne yaparsa yapsın, onu çok seviyorum ve kabul ediyorum. Benim düşündüğüm gibi olmak ya da davranmak zorunda değil. Ben ona yol göstermek ve onu korumakla mükellefim. Bu cümleleri daha önce biryerlerde okumuş ve kendi kendime tekrarlamıştım ama hiç bu şekilde idrak etmemiştim.  İlerde sen de bileceksin aradaki farkı eminim. Dansın adımlarını değiştirir değiştirmez bana cevap verdiğin ve ritme uyum sağladığın ve işbirliğin için teşekkür ederim yavrum! Seni seviyorum.
Boktan ödüllü annen.
=)

1 Nisan 2011 Cuma

Mart 2011 biterken

Yavrum,
Yine yazamadım bir süredir. İlk heyecanın yerini rutin koşturmalar alınca, tembellik ve yorgunluklar basınca, arada da Çin hallerinden mağdur olunca (annenin bahaneleri boldur) erteledim durdum.
Geçen hafta başında ikidir mevsim dönüşü yakalandığın öksürüğe tutuldun. Bir gece de ateşlendin. Ama artık büyüyorsun ve vücudun güçleniyor sanırım, maşallah iki saatte ilaçsız düştü ateşin. Zaten çok da yüksek değildi. Kullandığımız öksürük ilacı ventolin inhaler da işe yarıyor sanırım. Çok şükür sonbahardaki gibi iki ay sürmedi öksürüğün bu sefer, bir haftada bitti. Ama iki gün gerçekten çok bitkindin ve okula gitmeyip dinlendin. Şu an hafif bir burun tıkanıklığı ve koşturup kızışınca öksürmek dışında birşey kalmadı.

Samantha'yla balık avlıyorsunuz
Sınıf arkadaşlarından Samantha ve Joy'la hayalini kurduğum oyun arkadaşlığı düzenini oturttuk galiba. Perşembe günleri bize geliyorlar. Okul çıkışı ne zaman denk getirirsek buluşuyoruz aslında. Havalar güzel iki haftadır, bizim bahçede oynuyorsunuz. Pazartesi günü de Samantha hastaydı, sadece Joy geldi, beraber bisiklete bindiniz. Bugün üçünüz birlikteydiniz. Bisiklete bindiniz, kumda oynadınız. Ama çok keyfin yoktu bugün nedense, erken dönmek istedin eve.


Joy ve annesi Susan

Joy, Samantha, Su





















Bu aralar sanki hüzünlüsün, sinirlisin, sıkıntılısın gibi hissediyorum. Şiddetli tepkiler veriyorsun sık sık. Mesela benden meyve suyu istiyorsun, "tamam" demem ve meyve suyuna uzanmam arasında geçen 2 saniye içinde ağlayarak "meyve suyu istiyoruuuuuummmm!!!!" diye bağırmaya başlıyorsun. Böyle olunca hayat ikimiz için de zorlaşıyor annecim. Neden böyle oluyor anlayamıyorum. Nerede yanlış yapıyorum diye düşünüyorum.
Bir de buyurgan tavırlar takınıyorsun, "bu böyle olacak dedim sana, anlaşıldı mı?" diye cümleler kuruyorsun. Sana kızdığım zamanlarda herhalde böyle konuşuyorum seninle ve benden öğreniyorsun bu cümle yapısını diye kahroluyorum tabii... Yine de "anlaşıldı mı?" lafını daha çok baban kullanır diye kendimi avutuyorum, saçma sapan bir şekilde.
Canım kızım,
'salak' senin yaşında bir kızın kullanmaması gereken bir kelime. Bu aralar onu taktın kafana. Cemile'den öğrendin bunu. Neyse ki Cemile'nin yöntemiyle canın salak demek istediğinde tuvalete gidip dilediğin sayı ve ebatta salak demek konusunda anlaştık. Ama bana, babana ya da başkasının yanında salak demek kesinlikle yasak. Bu sefer de salat, sala, sakak gibi çeşitlemeler yapıp yüzünde muzip gülümsemenle tepkimizi bekliyorsun. İşte o anlar anneliğin zor zamanları. Çünkü çok komik oluyorsun o ifadeyle, insanın içinden gülmek ve "seni piç kurusu!" demek geliyor, ama bir yandan da yasağa uymanı sağlamak ve bu cinlikle bizi kandırma zevkini pek sık vermemek gerekiyor. Ah bir büyüsen diye düşündüğüm anlar böyle anlar işte.
Birkaç da fotoğraf ekleyip bitiriyorum tatlım. Benim de çok keyfim yok bugünlerde. Muhtemelen birbirimizi etkiliyoruz. Seni seviyorum annecim.