28 Haziran 2011 Salı

Nobody Yesbody

İngilizce öğrenmeye yeni başladığın günlerde, Nest'e gittiğin dönemde (Eylül 2010-Şubat 2011), güzel bir havada seninle apartmanın önündeki çadırın altında sohbetleyip, oynarken, kendi kendine bunu söylemiştin. Şarkı söyler gibi. Aslında uzun zamandır düzenli yazmayı beceremiyorum ama arada söylediğin şeyleri not ediyorum. Sadece kelimeleri aktarmak ne kadar şirinliği yansıtacak bilmiyorum ama hiçyoktan iyidir... Napalım? Artık böyle dedik ya!
İşte cep telefonuma kaydettiğim sözcükler:

kakas, tatas, kokos, titis... bunlar senin şımardığın zamanlarda komiklik olsun diye uydurduğun şeyler.
Mesela "Anne ne kadar tatas bir gün, değil mi?" Ya da "-Su napıyorsun? -Titis yapıyorum!"

Ben sana sık sık tontonum ya da canikom diyorum. Fakat senin bana bana tontonum ya da canikom deyişini henüz kaydetmeyi başaramadım. Öyle tatlı, öyle nağmeli söylüyorsun ki! Çok sık söylemiyorsun ama bazen öyle punduna getirip söylüyorsun ki, içimin yağları eriyor! Ne mutlu ki, henüz bu tonlar henüz hafızamdan silinmedi, nağmeleri umuyorum hiç silinmez.
Daha küçükken bir ara ayol'a takılmıştın. Sayende bu kelimeyi çok kullanıyor olduğumu farketmiştim. Her cümlenin sonunda ayol diyordun. Şimdi bıraktın bunu.

Bazen böyle minnoş ve bilmiş konuşunca: "yerim senin..... diyen dilini" diyor ve başlıyoruz seni sıkıştırmaya.
O gün kahvaltı sofrasında hepimizin keyfi pek yerindeydi. Sohbet, muhabbet... Derken sen yumurtayı beğendiğine dair birşey söyleyince "afiyet olsun, annecim" dedim sana. Sen de dönüp: "yerim senin afiyet olsun diyen dilini, canım benim" dedin ve yüzünde o hafif çatılmış kaşlar, nağme yapan ağız ve gözlerdeki o bilmiş ifadenle tam yemeliktin!

Sırada safurye var. Bu aslında fasulye. Yemeklerden konuşurken doğrusunu bir türlü hatırlayamayıp safurye dedin, tam olmadığının farkında olarak bize bir bakışın vardı ki.... =))))

Örnekucu. Senin gazlı su gibi (son dönemde bunu garklı su yaptın) başarılı adlandırmalarından birisi değil ama aynı anlamda kullanılan ya da birbirine yakın anlamlı kelimeleri birleştirmene harika bir örnek.
İpucu ile örnek kelimelerinin birleşimi olan bu hibrid pek sevimli, değil mi annecim?

Bir de tabii tam telaffuz edemediğin kelimeler var: Jakuzu gibi.

Konuşmaya başladığın ilk döneme ait kayıtlar aklıma geldi şimdi. Kayıt dediysem, yanlış anlama video ya da ses kaydi değil, notlar. Onları buraya Şangay'a getirmedik annecim, kutuların içindeki evimizde, Türkiye'de. Önümüzdeki yıllarda nereye yerleşeceksek oraya bütün kitap ve CD ve fotoğraf ve döküman herşeyi yerleştirdiğimizde, birlikte bakarız.

Baba Oynayalım mı?

-Ne oynayacağız?
- Ben Prensesmişim. Sen beni görüyormuşsun, elimde mandal sepetiyle.
-Sonra?
-Aaa! Merhaba Prenses diyormuşsun.
-Tamam! Sonra?
-Sonra evleniyormuşuz, dans ediyormuşuz falan.

Oyun sahnelenir, replikler biter dansa geçilir. Kahvaltı sofrasını kurmakta olan anne yanlarından geçerken:
-Anne! Evlenicez!
-Peki kızım.

13 Haziran 2011 Pazartesi

İki ay sonra....

Canım kızım,
Sadece iki ay olmuş ama bana sanki altı ay geçmiş gibi geldi. Yazamadığım için, içim içimi yedi. Arada unutulması yazık olacak anları, eski usül kağıda kaydettim kalemle. Geç oldu şimdi, babişkon da , sen de uyuyorsunuz, ışık açıp, arayamam. Ancak yarın geçiririm buraya. Ama arka planda yıl sonu gösterinin videosu kaydedilirken, fırsat bu fırsat iki satır yazayım dedim. Senle sohbete geldim.
Artık böyle, anne mükemmeliyetçilikten kurtarıyor kendisini. Birçok alanda başarıyor da. İşallah bu geceden başlayarak, şu yazı yazma işi için, belli ortamlara, ruh haline, derli toplu moda duyduğu ihtiyacı da koyuyor kenara.
Eğer bu bir günlükse, bir günlüğün na-mükemmelliğinde yani doğallığında olacak. Artık böööle! =))
Bu arada videonun kaydedilmesi bitti, şimdi facebook'a yüklüyorum.
Harika bir gösteriydi, video da çok güzel oldu. Montaj yapmak, araya bazı espriler katmak, geçişleri estetik biçimde ve kullandığım programın verdiği imkanlar çerçevesinde ayarlamak bana müthiş zevk veriyor. Babişkon "geç kalma, haftaiçi, sonra sen de Su d zor uyanıyorsunuz" dedi, haklı da ama ben de bitirmeden duramadım işte. Bitirince de hemen paylaşmak lazım.

Geçen hafta Cuma günü arkadaşın Joy'lara oynamaya gittin. Seni almaya okula gelirken yağmaya başlayan yağmurda, şemsiyeye rağmen öyle bir ıslanmıştım ki (donuma, ayakkabılarımın içine kadar), doğrusu Joy'lara gelmeye pek niyetli değildim. Yemek pişirmem de gerekiyordu. Sen de "gelme, beni de merak etme" deyince, hem çok hoşuma gitti, hem de biraz vicdan yaptım. Zaten okulda uzun zaman geçiriyorsun, ondan sonra yanında olacağım iki saatte de seni bıraktım diye, yemeği sabah yapmadım diye, vs vs. Ama öyle keyifli döndün ki!
İşte fotoğrafların. Joy'un annesi çekmiş.