24 Temmuz 2011 Pazar

not dusmek icin

canikom, havuz sefalarimiz devam ediyor. 19 temmuz 2011 gunu samantha ve annesiyle bir su parkina gittik. orada su kaydiragindan kayarkenki keyfini unutamam ama buraya not etmezsem zamanini unuturum. ayni hafta icinde 22 temmuz 2011 gunu de mahalle havuzuna gittik. bu sefer de etrafta yuzup duranlara, devam etmekte olan yuzme sampiyonasinin tv yayinlarinda izlediklerine ozenip, kendi kendine yuzunu suya sokma denemeleri yapman, hatta seni yunus gibi suyun icine sokup cikartmami soylemen beni benden aldi. acelemiz yok canikom ama yakinda yuzmeyi kotaracak gibisin. su peri`m benim!
temmuz 2010 filipinler, pangasinan
en kisa zamanda yeni aldigimiz `sparkling!` pembe bikininle fotografini cekip arsivlemeliyim!

12 Temmuz 2011 Salı

Siyah Beyaz, İyi Kötü

Bugün Kuğu Gölü’nde prensesi kuğuya dönüştüren büyücü seni korkuttu. Samantha’larda seyretmeye başladığınız DVD’ye devam etmek istemedin. Hatta DVD’yi kapattılar ama yine de orada kalmak bile istemedin. Bu konuyla ilgili seninle konuşmaya çalıştığımda “korktuğumuz zaman annemizin kucağına sığınmak isteriz değil mi anne?” dedin bana.
Büyücünün seni neden korkuttuğunu anlamaya çalışırken konu iyi kötü, iyilerin beyaz giysileri kötülerin siyah giysileri, filmlerde, öykülerde kötülerin neden genelde siyah giydirildiği, siyahın kötü bir renk olup olmadığı, karanlık, bilinmezlik, filmlerdeki korkutucu şeylerin gerekli olup olmadığı gibi, senin dilinle, seni yormadan anlatması beni zorlayan konulara geçiş yaptık.
Hayatta iyilik ve kötülüğün bir arada oluşu, korkunun doğallığı ama gereksizliği, aslında korkup korkmamanın bazen bizim elimizde olduğunu falan anlattım sana… Ne kadar yerindeydi bilmiyorum ama böyle sohbetler çok hoşuna gidiyor.
Senin pembeli, morlu, parıltılı, simli dünyanda siyahın yeri yok pek, bunu ben de bugün konuşurken iyice idrak ettim. Bir de öğretmenin okulda renklendirme yaparken siyah rengi kullanmanızı istemiyormuş.
Senden iyi ve doğru davranışları öğrenmeni beklerken, bazı insanların kötü de olabileceğini, bilerek başkalarına zarar verebileceklerini açıklamaya çalışmak zor. İnsanoğlunun öğrenmeyişini, kendini kontrol edemeyişini… Belki de ideal olmayan bir dünyaya seni mümkün olduğunca ideal yetiştirmeye çalışmak yanlış. Bunu pek kestiremiyorum. Ama yavaş yavaş, büyüdükçe, oldukça hassas olan duygusal yapın güçlendikçe tüm bunları da anlatabilmeyi umuyorum. Kara komediler, trajediler okumayı, siyahı beyazı, ying’i yang’ı, düalizmi, nihilizmi, insanoğlunun bitmek bilmeyen sorularını, sorunlarını, tökezlemelerini, dünyanın içine edişini, birbirini öldürüşünü, kötülere rağmen hayata iyilik gözlüğüyle bakabilmekten başka çaremiz olmadığını, kötüyle kötü olamayacağımızı, ama bazen ders vermek gerektiğini, kendini savunmak ve korumak gerektiğini, Don Kişot’u, yel değirmenlerini, bilebildiğimce, aklımın erdiğince anlatmayı çok istiyorum.
Ama daha erken. Öyle küçüksün ki daha. Akıllı akıllı konuşmaya başladığından beri, büyük bir yanılgıya kapılıp, seni her şeyi bilir, bilir de yapmaz, anlar da numaradan hala sorar sandım bir süre. Tecrübesizlik, cahillik işte. Bazen öyle bir şey soruyorsun ki, kafamıza dank ediyor. “Oyyy kuzu,  daha bunu bile bilmiyor” diye. Ama bazen de öyle şeyler soruyorsun ya da söylüyorsun ki “Yav bunu da nerden akıl etti? Bu kız süper zeki” diyoruz.
Dört yaşın bitti biteli, sanki her şeyi yeniden kayda almaya başladın. Daha öncekiler başka bir yere kaydedildi, şimdi farklı bir yere başka türlü bir kayıt yapar gibisin. Bunu somut olarak hangi örneklerle anlatabilirim pek kestiremiyorum şu an ama öyle bir şeyler oluyor sanki.
Öyle küçüksün ve öyle güzelsin ki annecim! Yeryüzünde senden güzeli yok. Her detayın bana eşsiz güzellikte görünüyor. Sık sık zaman yolculuğu yapıp, doğduğun ilk gün seni ilk gördüğüm o ana kısaca gidip sonra hemen şimdiki zamana dönüyorum. Beni ilk kez o an büyülediğini biliyorum. “Ah allahım! Ne kadar da güzelmiş!” diye düşünmüştüm. Bana her dakika bu kadar mükemmel görünmene şaşırıyorum. İçimin yağlarının erimesine şaşırıyorum, burnumun direğinin sızlayışına… Seni bu kadar çok sevişime.
Babanla birlikte seni uyurken seyrediyoruz. Ona şöyle diyorum “sen de ben de bu kadar güzel değiliz, bu nasıl böyle oldu?” Gülüyoruz beraber. O da sana hayran. Yeteneklerine, aklına, güzelliğine… Seni sen yapan, yapmakta olan ne varsa hepsine…
Bütün anneler babalar yavrularıyla ilgili böyle hissediyor diye tahmin ediyorum ama işte ne biliyim annecim, iyi ki doğurduk seni !
Bu da sana oldukça gecikmiş bir 4 yaş yazısı olsun.