27 Mart 2012 Salı

Billy ile okul dönüşü


Billy sınıf arkadaşın. Senden 1 yaş büyük. Önümüzdeki yıl ilkokula başlayacak. Bizim sitede oturuyorlar. Anneannesiyle okul dönüşü, keyifli bir yürüyüş yaptık.



Bunu sen çektin tatlım.


Bunu da Billy çekti.


















25 Mart 2012 Pazar

Çok İyi Bir Fikirim Var

Başlıkta yazım hatası yok. Aynen böyle söylüyorsun: Çok iyi bir fikirim var!


Bir de bu var: Spagetli





19 Mart 2012 Pazartesi

Gonggongche vs BMW

Canım kuzum,
Türkçe dışında bir dil kullanmayı pek sevmiyorum buraya yazarken. Ama aşağıda anlatacağım olay, yarı Çince yarı İngilizce bir başlığın altına Türkçe satırlara müstahak bence. Başlık; halk otobüsü BMW'ya karşı manasını taşıyor.  
Daha önce okuldaki yeni arkadaşın Noelle'den söz etmiştim. Noelle'in annesi, ataları Yunanistan'dan ABD'ye göç etmiş, 45 yaşında bir hanım, Celeste. Babası ise Thai göçmeni bir Amerikan aileden gelen Ken. Şangay'a yerleşeli 1 yıl olmuş. Noelle'in 2,5 yaşında bir de kız kardeşi var.
Noelle ve annesi hergün okula (Summit-Wulumuqi Lu- eskiden Arzu Teyze'lerin oturduğu siteden) otobüsle gelip gidiyorlar.
Bizim evde ilk kez oynadığınızda, Celeste Teyze okula otobüsle gelip gittiklerini anlatmış, "siz hiç binmediniz mi ?" diye şaşırarak sormuştu. Ben de "bütün durak isimleri Çince, siz nasıl becerdiniz bu işi?" diye soruyla cevap vermiştim. Meğer tüm otobüs hatlarının İngilizcesinin yazılı olduğu bir site varmış. Aslında şaşırmamalı. Latin harflerinin günlük hayatta pek az kullanıldığı ve yaklaşık 1.800.000 yabancının yaşadığı bu şehirde, hayırsever bir göçmenin kafayı bozup, bu işi yapmış olması ve paylaşması gayet normaldi. 
http://msittig.wubi.org/bus/bus0049.html
Şangay halk otobüsü bileti
Bu sayede biz de heveslendik. Normalde okula yürüyerek ya da bisikletle gitmemize rağmen, acelemiz olan günlerde otobüsü denemeye karar verdik. Sen zaten doğdun doğalı toplu taşıma araçlarını seversin. İncelenecek çok şey olduğundan mıdır, farklı olduğundan mıdır, seyrek bindiğimizden midir, nedir, tercihini hep metrodan, otobüsten ya da vapurdan yana kullanırsın. 
İşte o sabah yağmur çiseliyordu, biraz geç kalmıştık ve caddeye çıktığımızda 49no'lu otobüsün gelmekte olduğunu görmüştüm. Sanki herşey Şangay'daki ilk otobüs maceralarımızı yaşamamız için el ele vermişti. Fakat o da ne?
Tam karşıya geçerken Samantha'lar geçti önümüzden arabalarıyla. Ed amca hemen sağa yanaştı ve binelim diye işaret etti. Ben arabanın kapısını açar açmaz bağırmaya başladın "haaaaayıııııırrrrr!!!!! ben otobüse binmek istiyoruuuuuuuummmm!!!!". "Ama annecim bak durdular bizi almak için..." falan dediysem de baktım ki inandın inat, tadımız kaçacak, çaresiz, Ed amcaya teşekkür edip, kapıyı kapattım. Samantha'nın yüzündeki şaşkınlık ifadesini unutamayacağım.


O arada otobüs geldi ve Şangay'daki tek duraklık ilk otobüs yolculuğumuz başladı. Hava yağmurlu olduğu için içerisi hem kalabalık hem de buhar içindeydi ama sen çok keyif aldın. Her duruş ve hareket edişte savrulmak bir oyun, tek başına tutunmak ve düşmemek bir başarıydı.
Bense kendi kendime gülümsüyor ve kaç yaşına kadar, önünde seni almak için bekleyen BMW'yi elinin tersiyle itip, kalabalık, içi buhardan yapış yapış bir halk otobüsüne binmeyi tercih edeceksin diye düşünüyordum. 

14 Mart 2012 Çarşamba

12 Mart 2012 Pazartesi

Fotoğraflar

Tontonum, tarih sırasına bile koymadan ekleyeceğim birkaç fotoğraf eşliğinde,
 özet geçmekle yetiniyorum bugün. 


10 Mart 2012 Cumartesi, Samantha ve Joy aileleriyle birlikte bize oynamaya geldiler. Buzdolabının üzerindeki alışveriş listesi yapmakta kullandığımız küçük beyaz tahta üzerine harfler yazıp birbirinize gösteriyorsunuz. 


4 Mart 2012 Pazar, Nellie ve Utku'yla buluştuğumuz Shanghai Brewery'de bilardo keşfi.


11 Mart 2012 Pazar, kıyafet seçerken. Başındaki mavi kurdeleli tokayı, öğretmenin Mona hediye etmiş. O kadar sevdin ki, gece onunla uyudun. 


11 Mart 2012 Pazar, oh oh oh oooooo, little china girl.



2 Şubat 2012, J. Miro sergisi


11 Şubat 2012, bale dersinden sonra keşfettiğimiz bahçede salıncak keyfinde.



22 Şubat 2012, baban seyahatten henüz gelmiş, sana Almanya'dan aldığı yeni dürbünü gösteriyor.


Ocak 2012 ya da Aralık 2011. Gökkuşağı arabası.


7 Mart 2012, koro provasına gittiğim akşam, baban gelmeden Lulu'yla birlikte çizmişsiniz. Ağaçlar ve çiçekler, güneş ve komik bulutlar. Pardon hepsini sen çizmişsin, düzeltiyorum. 


Ocak 2012, bu renklendirmede kullandığın renkler çok hoşuma gidiyor.






9 Mart 2012 Cuma

Seçmeler (Back To Future)

-Aklıma yapıştıriyim de...
-Gözünü çekemiyor musun?
-Seni tavana kadar özledim.
-Annem sonsuza dek gelmeyecek herhalde.
-Opensana (Açılsana demek istiyor).
-Cuttım (Kestim demek istiyor).
-Anne, alar misin / verer misin?

-(Babasının bacaklarına bakıp) Ben böyle kıllı adamları seviyorum (12 Ağustos 2011-Pekin).

-Sadece yayalara açık bir caddeye yukarıdan bakan restaurantın penceresinden gelip geçenleri uzun uzun seyrettikten sonra: "Baba burada hiç senin gibi güzel adam yok!" (Mart 2011)

-Banyodan sonra giyinirken canı sıkılan Su'ya Anne der ki: "Canikom az sonra bitecek, azıcık katlanman lazım." Su cevap verir: "Tamam ben halı gibi katlanırım" (9 Şubat 2010).

-Yine banyo sonrası sohbetlerden (20 Şubat 2010) Su: "Saçlarımız neden vücudumuza göre daha geç kuruyor?" Bu soruda herhangi bir cinlik yok ama, henüz 3 yaşındaki Su'nun cümleyi aynen böyle kurmuş olması Anne'yi kendisinden geçirir.

-Okulla gidilen ekolojik çiftlik gezisi dönüş yolunda ilk ingilizce cümleler kurulur: "Anne, we cross bridge", "Zoe, do you want apple?" (22 Nisan 2010)



Olduğun Yerde Gece mi Gündüz Mü Baba?

Şangay'da yaşadığımız 2,5 yıl boyunca baban çok seyahat etti canikom. Bu seyahatler Çin içinde ve dışında olmak üzere her ay ortalama 10 gün ondan uzak kalmamıza neden oldu. Bazılarına biz de katıldık. Ayrıca Türkiye'ye gidiş gelişlerin de sayesinde, yolculuk, iş seyahati, tatil, havaalanı kuralları, bavul toplamak, saat farkı, gece gündüz, uçuş hızı ve süresi konularında sen de epey tecrübe kazandın ve bunlarla ilgili bol bol sorular sordun, uzun uzun konuştuk. Ama doğrusu, özellikle saat farkı ve gündüz gece farkı konularında pek ikna olmuş, nedenini çözmüş görünmüyordun. Çünkü aslında saat farkı meselesi alışkın olmayınca biz büyükler için de kafa karıştırıcıdır. Şangay'da uyumadan önce, iyi geceler demek için saat 20.30'da babanı aradığımızda, o bazen geç öğlen yemeği yiyor olabilir. Ya da baban Almanya'da uyandığında günaydın demek için bizi aradığında biz öğlen yemeğimizi çoktan bitirmiş, oyun oynuyor olabiliriz.

Baban yine Türkiye ve Avrupa işlerini birleştirmiş, 10 günlüğüne bizden ayrılmıştı. Tam tarihi hatırlamıyorum ama, 2011 ortaları olmalı. O uzaktayken saat farkına rağmen birbirimize günaydın, ya da iyi geceler demeye çalışırız her gün. Bazen onu çok özlediğinde, sesini duyunca özlemin depreştiği için sanırım, konuşmak istemezsin, ama o gün keyifle sohbet ettin babanla telefonda ve sonra dedin ki "baba, şimdi senin olduğun yerde gündüz mü gece mi?". 

Bu soru hem telefonun ucundaki babanı, hem de sizi dinleyen beni çok şaşırtmış, hiç anlamadığını düşündüğümüz saat farkı konusunu aslında anladığını bize anlatmıştı. Bir de baban uzakta olduğu için bu soruyla biraz hüzünlenmiş, tuhaf hissetmiş, sana farklı düşüncelerin, soruların kapısını küçük yaşta açtığı için zaten çok sevdiği işini bir kez daha sevmiş...




Yoğun Rüyalar

20 Ağustos 2011, Şangay


20 Eylül 2011
Saat:04.00

Su: Anneeeeeee!!!!
Anne (panik halinde yataktan kalkıp, koşarak Su'nun odasına gider): N'oldu canikom?
Su (gözleri kapalı halde): Uçurtmaya binmişiz, babam da vardı. Uzun uçtuktan sonra indik. Ben partiye gittim Nellie'nin partisinde kızlarla buluştuk. (uyumaya devam eder)

Saat:07.00

Su: Anneeeeee!!!!
Anne (kalkmış, kahvaltıyı hazırlamaktadır): Söyle tatlım!
Su: Anne bir ses duydum banyodan
Anne Baban yıkanıyor.
Su: Babamla baktık banyoda sincaplar vardı, bak hala duruyorlar mı?


8 Mart 2012 Perşembe

Fethiye


Ayşegül Teyze'nin çizdiklerini bloga koyduğumda, henüz yaz tatili için Fethiye'ye gitmemiş, Ayşegül Teyze'nle, Bora Amcan'la, Arda ve Tolga'yla tanışmamıştın. Ama şimdi hepsi oldu. İşte bak! 









İş Hayatına Hazırlanmak



Su: (elinde keçeli kalemle Anne'nin üstüne ardılarak) Anne, bluzunu boyayayım!
Anne: Boyama yavrum, desenli bluz istesem, öylesini alırdım.
Su: (keçeli kalemle bluzu boyamak üzere bir kez daha atılarak) Ben desen yapabilirim istersen!
Anne (Su'yu üzerinden atmaya çalışarak, giderek kızaran ses tonuyla): İstemiyorum annecim, yapma lütfen!
Su: Amaaan, ne kadar ısrarcısın anne!
Anne: ?????!!!!!!
Baba: Bak kızım sen bu ısrar etme huyunu bizimle değil ama iş hayatında ve aslında tüm hayatında kullanmalısın.
Anne: (buna da) ?????!!!!
Su: Zaten sizinle practice yapıyorum.